← Tüm yazılar
· 9 dk okuma süresi

Almanya'da Devralma Riski: Asset Deal mi, Share Deal mi?

Almanya'da şirket devralırken riski bırakmak mümkün mü? Asset deal ile share deal farkı, §613a personel riski ve korumanın gerçekte nereden geldiği.

Türkiye’den deneyimli bir işletme sahibi, Almanya’da bir devralma fırsatını değerlendirirken çoğu zaman aynı cümleyi kurar:

“Şirketin tamamını istemiyorum. Sadece müşterilerini ve teknik bilgisini alıp kendi şirketime entegre edeyim; geride kalan riskleri de almayayım.”

Kulağa akıllıca geliyor. Hatta ihtiyatlı, tecrübeli bir yatırımcının refleksi gibi. Değeri al, riski bırak — kim istemez?

Sorun şu ki, sınır ötesi şirket devralmada bu sezgi hem en yaygın hem de en yanıltıcı olanlardan biridir. Almanya’da bir şirketi “sadece iyi parçalarıyla” almak teknik olarak mümkündür — bunun bir adı bile vardır. Ama o yapı, çoğu zaman tam da kaçınmak istediğiniz riski geri getirir; üstelik satıcının size hiç vermek istemeyeceği bir biçimde. Bu yazı, o sezginin neden çalışmadığını ve korumanın gerçekte nereden geldiğini anlatıyor.

”Sadece İyi Parçaları Alalım” Sezgisi

Sezgi mantıklı bir yerden doğar. Karşınızda varisi olmayan, emekliliğe hazırlanan bir Alman işletme sahibi var; sağlıklı bir müşteri tabanı, oturmuş bir teknik birikim, belki yıllardır işleyen bir ekip. Cazip olan bu. Ama aynı şirketin görünmeyen tarafında ne olduğunu bilmiyorsunuz: gizli borçlar, açılmamış bir dava, eksik ödenmiş vergiler, kötü yazılmış eski sözleşmeler, devraldığınız anda boynunuza geçecek personel yükümlülükleri.

Doğal sonuç şu görünür: değerli olanı (müşteri, know-how) al, geri kalan tüzel kişiliği ve onun yüklerini satıcıda bırak. Bu, naif bir fikir değildir — Alman hukukunda gerçek ve meşru bir karşılığı vardır: Asset Deal (varlık devri). Bir sonraki bölümde tam olarak ne olduğunu göreceğiz.

Ama bu sezgi, dile getirilmemiş tek bir varsayıma yaslanır: değer ile riskin, bir raftan ürün seçer gibi temiz biçimde ayrılabileceği. İşte bütün mesele bu varsayımda düğümlenir. Çünkü bir şirkette müşteriyi, bilgiyi ve riski birbirinden ayıran çizgi, göründüğü kadar net değildir — çoğu zaman hiç yoktur.

Asset Deal ve Share Deal: İki Devralma Yolu

Almanya’da bir şirketi devralmanın iki temel yolu vardır ve aralarındaki fark, bu yazının bütün meselesidir.

Share Deal’de şirketin kendisini satın alırsınız. Daha doğrusu, şirketin paylarını — GmbH ise Geschäftsanteile’yi. Tüzel kişilik (Rechtsträger) aynı kalır; sadece sahibi değişir. Şirket dün kimse, bugün de odur: aynı vergi numarası, aynı sözleşmeler, aynı çalışanlar, aynı banka hesabı. Siz sadece koltuğa oturursunuz. Bunun anlamı şu: içeride ne varsa — makineler, müşteriler, lisanslar, ve tüm yükümlülükler — otomatik olarak sizinle gelir. Bilinen borçlar da, henüz ortaya çıkmamış olanlar da. Tek bir işlemle her şey el değiştirir; ayıklama yapmazsınız.

Asset Deal’de ise şirketin kendisini değil, içinden seçtiğiniz şeyleri satın alırsınız. Makineleri, müşteri listesini, markayı, teknik bilgiyi, belirli sözleşmeleri — her birini tek tek (hukukta buna Einzelrechtsnachfolge, tekil devir denir). Eski tüzel kişilik, yani GmbH’nin kendisi, satıcıda kalır; sizin aldıklarınızdan boşalmış olarak. Siz de satın aldığınız varlıkları kendi şirketinize — yeni kurduğunuz ya da mevcut olan — taşırsınız. Neyi alıp neyi bırakacağınıza siz karar verirsiniz.

İşte baştaki sezginin teknik karşılığı burada: Asset Deal, teorik olarak “iyi parçaları al, kötü kabuğu bırak” vaadini sunar. Borçlu, davalı, yüklü tüzel kişiliği satıcıda bırakıp yalnızca değerli olanı kendi temiz şirketinize alabilecekmişsiniz gibi görünür.

Buraya kadar her şey mantıklı. Sorun, bu vaadin pratikte tutup tutmadığında başlıyor — ve çoğu zaman tutmuyor. Çünkü “neyi alacağınızı seçmek”, kulağa geldiği kadar temiz bir işlem değil: bazı şeyler şirketten çekip alınamaz, bazı riskler de aldığınız varlıkların peşinden zaten gelir.

Asset Deal’de “Sadece İyi Parçalar” Neden Tutmaz: Üç Risk

Asset Deal’in vaadi şuydu: değerli olanı al, riski geride bırak. Pratikte bu duvarın üç ayrı yerinden su sızar. Üçü de aynı şeyi söyler — değer ile risk, sandığınız kadar ayrılabilir değildir.

1. Operasyonu Alırsanız Personel de Gelir (§613a BGB)

Diyelim ki müşteri tabanını ve teknik bilgiyi aldınız. Ama o müşterileri ayakta tutan, o bilgiyi taşıyan kim? İnsanlar — operasyonu çeviren ekip, ustalar, sahadaki kadro. Onlar olmadan aldığınız “know-how” çoğu zaman kâğıt üstünde kalır.

Tuzak burada: yalnızca tek tük varlık değil de, işleyen bir birimi — çalışanları, organizasyonu ve işleviyle kimliğini koruyan bir bütünü (Betriebsteil) — devraldığınızda, Alman hukukunda §613a BGB devreye girer. Bu durumda mevcut iş ilişkileri, tüm hakları ve kıdemleriyle birlikte kanunen size geçer; bunu sözleşmeye “personeli almıyorum” yazarak dışarıda bırakamazsınız. (Her çalışanın, bilgilendirmeden sonra bir ay içinde geçişe itiraz edip eski işverende kalma hakkı vardır — ama bu işçinin hakkıdır, sizin seçim aracınız değil.)

Önemli olan eşik şu: bu kural, kopuk varlık alımlarında değil, işleyen bir bütünü devraldığınızda işler. Yani tam da değerli olan şeyi — çalışan müşteri ilişkisini ve onu taşıyan ekibi — almak istediğinizde. Sonuç ironiktir: kaçınmak için Asset Deal’i seçtiğiniz personel riski, operasyonu almak istediğiniz anda geri gelir. Çünkü çoğu zaman “müşteri” ile “onu yöneten ekip” aynı şeydir.

2. Müşteri Portföyü “Taşınabilir” Bir Varlık Değildir

Sezgi, müşteri tabanını bir kutu gibi düşünür: al, kendi şirketine taşı, bitti. Oysa müşteri bir mülk değil, bir ilişkidir — ve o ilişki sözleşmelere bağlıdır.

Share Deal’de sözleşmeler tüzel kişilikte kaldığı için sorun olmaz. Asset Deal’de ise her sözleşme tek tek devredilmek zorundadır — ve bir sözleşmenin tüm tarafıyla devri (Vertragsübernahme) kural olarak, sözleşmede aksi öngörülmedikçe, karşı tarafın onayını gerektirir. Yani müşteri portföyünü tek taraflı “taşıyamazsınız”; her müşteri, yeni şirketle devam edip etmeyeceğine kendi karar verir. Buna ek olarak, sahiplik veya kontrol değiştiğinde — yapı ister asset ister share olsun — bazı sözleşmelerdeki change-of-control maddeleri karşı tarafa çıkış hakkı tanıyabilir.

Bunun ağırlığını bir örnekle görmek kolay. Çimento ya da dökme yük taşıyan bir lojistik şirketini düşünün: müşteri o taşıyıcıyı kapasitesi, özel ekipmanı, yıllara dayanan güveni ve sürücü kadrosunun bilgisi için seçmiştir. Bu ilişkiyi bir tabela değişikliğiyle, henüz Almanya’da sicili olmayan yeni bir şirkete kendiliğinden devredemezsiniz. Para ödediğiniz “portföy”, devir anında erimeye başlayabilir — çünkü o değer, satıcının şahsına ve mevcut yapıya bağlıydı.

3. Bazı Varlıklar Devredilemez: Lisanslar ve İzinler

Üçüncü risk en sessiz olanıdır, çünkü çoğu alıcı bunu en son fark eder. Bazı sektörlerde işin kalbi, kuruluşa özel verilen bir resmi izindir.

Yine lojistik örneğinde kalalım: Almanya’da ticari yük taşımacılığı için iç taşımada Güterkraftverkehrserlaubnis, sınır ötesinde Gemeinschaftslizenz gerekir. Bu izin, işletme merkezinin bağlı olduğu makam tarafından belirli bir kuruluşa ve süregelen şartlara bağlı olarak verilir: güvenilirlik, işletmenin mali yeterliliği ve mesleki yeterliliğe (fachliche Eignung) sahip bir Verkehrsleiter’ın varlığı. Dolayısıyla bu izin, bir makine gibi devraldığınız varlıkların arasında size geçmez — devralan tüzel kişiliğiniz kendi iznini, kendi Verkehrsleiter’ıyla baştan almak zorundadır. Yani en çok ihtiyaç duyduğunuz şey — işi yürütme yetkisi ve onu yürütecek ehil kişi — satın alınabilir bir kalem değil, kuruluşa ve kişiye bağlı bir haktır.

Aynı mantık birçok başka sektörde de geçerlidir: ruhsatlar, sektörel izinler ve sertifikalar çoğu zaman tüzel kişiliğe bağlıdır ve “varlık” olarak devredilemez. Şirketin kabuğunu bırakırken, çoğu zaman işi mümkün kılan iznin kendisini de bırakmış olursunuz.

Nachfolge’de Satıcı Neden Share Deal İster?

Şimdiye kadar her şeye alıcının gözünden baktık. Bir adım geri çekilip satıcının masaya ne için oturduğunu sorduğumuzda, sezginin son ve en sert engeli ortaya çıkıyor.

Karşınızdaki tipik Nachfolge satıcısını hatırlayın: varisi yok, emekliliğe hazırlanıyor, ömrünü verdiği şirketten temiz ve eksiksiz çıkmak istiyor. Onun için ideal işlem, payların tümünü satıp her şeyi — varlıkları, sözleşmeleri, çalışanları ve tüm yükümlülükleri — devretmek, sonra arkasına bakmadan çıkmaktır. Yani bir Share Deal. Onun hayalini kurduğu şey, sizin kaçtığınız şeydir: bütünüyle devretmek.

Sizin “sadece iyi parçaları alalım” teklifiniz ise ona tam tersini sunar. Asset Deal’de satıcı, sattığınız değerli kalemlerden boşalmış bir tüzel kişilikle — bir kabukla (Mantel) — baş başa kalır: almadığınız borçlar, kapanmamış riskler, devralmadığınız personeli tasfiye etme maliyeti ve (yapıya ve kişisel duruma göre değişmekle birlikte) çoğu zaman pay satışına kıyasla daha az elverişli bir vergi pozisyonu. Yani sizin “iyi parçalar, risksiz” dediğiniz şey, satıcının gözünde “bütün kötü parçalar bende kalsın” demektir. İki tarafın çıkarı tam olarak birbirinin aynası — ters yönde.

Bunun pratikteki sonucu, çoğu alıcının fark etmediği bir seçilim etkisidir. Sağlıklı, kârlı, defteri temiz, satılabilir bir şirketin sahibinin elinde zaten daha iyi bir kart vardır: temiz bir Share Deal ile tam çıkış. Böyle bir satıcının, riski üstünde tutan bir asset-only teklifini kabul etmek için pek az nedeni olur. Dolayısıyla bu yapıyı kabul etmeye en istekli satıcılar, çoğu zaman payını bütün olarak satması güç olan satıcılardır — ki bu güçlük, genellikle tam da kaçınmak istediğiniz sorunlarla (zayıf defter, belirsiz yükümlülük, çözülmemiş riskler) ilişkilidir.

Buradan çıkan sonuç ilk bakışta ters görünür ama nettir: asset-only ısrarı riskinizi azaltmaz; aday havuzunuzu hem daraltır hem de kalitesizleştirir. İyi adaylar — temiz, oturmuş, devre hazır şirketler — sizin tercih ettiğiniz yapıda değil, satıcının tercih ettiği yapıda masaya gelir. Öyleyse asıl soru şu olmalı: madem riski tüzel kişiliği reddederek bırakamıyoruz, o korumayı nereden alacağız?

Devralma Riskini Nasıl Yönetirsiniz: Garantien ve Doğru Yapı

Buraya kadarki bölümler aynı yere çıktı: riski, şirketi reddederek (asset-only) bırakamazsınız — ya geri sızar, ya satıcı kabul etmez. Peki alıcının başından beri istediği koruma nereden gelecek? Cevap, sezginin tam ters yönünde: riski tüzel kişiliği geride bırakarak değil, doğru kurgulanmış bir Share Deal’in sözleşme yapısıyla yönetirsiniz.

Burada ince ama belirleyici bir Alman hukuku gerçeği var: pay alımında (Share Deal) yasal ayıp hükümleri çok sınırlı işler — yani “nasılsa kanun beni korur” diye bir güvence pratikte yoktur. Koruma ne hukukun kendiliğinden verdiği bir şeydir, ne de tüzel kişiliği reddederek kazanılır; sözleşmeye yazdığınız bağımsız garanti taahhütlerinden doğar. Yani mesele riski “almamak” değil, onu sözleşmeyle satıcının üstünde tutmaktır.

Bu iki adımlı bir iştir. Önce Due Diligence ile riski görürsünüz — defterdeki, sözleşmelerdeki, vergideki gizli yükleri ortaya çıkarırsınız. Sonra gördüğünüz her riski sözleşmeyle dağıtırsınız: geçmişe dair beyanları satıcının garanti etmesi (örneğin bilanço ve vergi garantileri), Due Diligence’ta çıkan bilinen riskler için satıcının özel tazmin taahhütleri (Freistellungen), ve parasal tarafta fiyatın bir diliminin bloke hesapta tutulması (Escrow) ya da ödemenin zamana yayılması.

Buradaki en zarif örnek, baştaki korkuya birebir cevap verir. Alıcı “ya müşteriler gider de boşa para ödersem?” diye kaygılanıyordu. Bunun çözümü tüzel kişiliği reddetmek değil — bir earn-out’tur: fiyatın bir kısmı, müşteriler belli bir süre sonra hâlâ duruyorsa ödenir. Aradığı koruma, asset deal’in vaadinde değil, share deal’in sözleşmesinde yaşıyordu.

Bu maddelerin tavanı, eşiği ve süresi pazarlığın asıl konusudur — ve hepsi sizin değil, sizinle çalışan Steuerberater ve Rechtsanwalt’ın kuracağı bir mimaridir. Bu yazı bir hukuki danışmanlık değil; amacı, kararın şeklini göstermektir. Hangi maddenin sizin yapınıza uyacağı, ancak somut bir hedef ve somut bir defter üzerinde, doğru uzmanlarla oturularak belirlenir.

Sonuç: Doğru Soru “Hangi Şirket?” Değil, “Hangi Yapı?”

Başa dönelim. Almanya’da bir şirketi “sadece müşterisini ve teknik bilgisini alıp riskini bırakarak” devralmak — kulağa ihtiyatlı gelen o sezgi — pratikte çoğu zaman tutmaz: personel §613a ile geri gelir, müşteri portföyü sözleşmeye bağlıdır, lisans kuruluşa özeldir, ve en sağlıklı satıcılar zaten bu yapıyı kabul etmez.

Ama bu, hedefin ulaşılamaz olduğu anlamına gelmez. Yalnızca doğru sorunun değiştiği anlamına gelir. Mesele “riski almamak için hangi numarayı bulayım?” değil; “riski doğru tarafta tutmak için yapıyı nasıl kurayım?” Aradığınız koruma, devralmayı reddetmekte değil, doğru kurgulanmış bir devir sözleşmesinin içindedir: Due Diligence ile riski görmek, garantiler ve tazminlerle geçmişi kapatmak, earn-out ve escrow ile değeri ve parayı güvenceye almak.

Bu, üç ayrı uzmanlığın bir araya geldiği bir iştir: süreci tasarlayan stratejik bakış, sözleşmeyi yazan Rechtsanwalt, ve vergi ile yapıyı kuran Steuerberater. Hiçbiri tek başına yeterli değildir; önemli olan bunların doğru sırayla ve doğru kişilerle bir araya gelmesidir.

Eğer kurmak ile satın almak arasındaki kararı henüz vermediyseniz, Almanya’da şirket satın almak yazısı bir adım geriden başlamanıza yardımcı olabilir. Kararı verdiyseniz ve sıra yapıyı kurmaya geldiyse, doğru soruları doğru sırayla sormak için bir ön görüşme her zaman iyi bir başlangıçtır.

Sık Sorulan Sorular

Asset deal ile share deal arasındaki fark nedir? Share deal’de şirketin paylarını, yani tüzel kişiliğin tamamını — varlıkları ve tüm yükümlülükleriyle birlikte — satın alırsınız. Asset deal’de ise şirketin içinden seçtiğiniz varlıkları (makine, müşteri listesi, marka, belirli sözleşmeler) tek tek alır, eski tüzel kişiliği satıcıda bırakırsınız.

Almanya’da bir operasyonu devralırsam çalışanlar otomatik olarak bana mı geçer? İşleyen bir birimi kimliğini koruyarak devralırsanız, §613a BGB uyarınca mevcut iş ilişkileri kural olarak kanunen size geçer; her çalışanın bilgilendirmeden sonra bir ay içinde geçişe itiraz etme hakkı saklıdır. Bu genel bir bilgidir; somut durumunuz için bir Rechtsanwalt ile değerlendirmeniz gerekir.

Sadece müşteri portföyünü ve know-how’u satın alabilir miyim? Teknik olarak bir asset deal mümkündür. Ancak müşteri sözleşmeleri kural olarak karşı tarafın onayıyla devredilir, bazı lisanslar kuruluşa özeldir ve operasyonu personeliyle devralmak §613a’yı tetikleyebilir. Yani “sadece iyi parçalar” çoğu zaman pratikte birbirinden ayrılamaz.